ZEKERİYÂY-I RÂZİ
Râzi (Latince: Rhazes) ya da tam adıyla Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyâ e’r-Râzi 865 yılında İran’ın Rey şehrinde doğdu ve 925 yılında da aynı şehirde hakkın rahmetine kavuştu. Kimyager, hekim ve filozof olan Râzi, gençlik yıllarında edebiyat ve musiki ile de ilgilenmiş, geçimini kuyumculuk yaparak sağlamıştır.
Râzi doğduğu Rey şehrinde felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi eğitimlerini aldıktan sonra Bağdat ve İslam coğrafyasındaki diğer şehirlerde öğrenimin sürecini tamamladı.
HAYATI
Razî’nin eczacılık, simya, müzik ve felsefe dallarında son derece önemli çalışmaları olmuştur. Farklı alanlarla alakalı yaklaşık 200 kitap ve makalesi vardır. Pediyatri’nin babası olarak da bilinen Râzi, ayrıca göz hekimliği dalında da bilgi sahibi olarak kabul edilmiştir. Alkol ve gazyağının kâşifi olan ve çiçek hastalığını kızamıktan farklı olduğunu ilk defa ortaya koyan kişidir Râzi. İngiliz oryantalist, Edward Granville Brown’a göre; O tüm zamanların en yetkin bilim insanlarından biridir. Ancak daha çok tıp, kimya ve eczacılık alanında oldukça başarılı olması yönüyle tanınmıştır. İslam başlangıcından 750 yıl sonra Türk ve Pers kültürlerinin katılımıyla kozmopolit bir hal alan İslam medeniyeti her alanda ilerleme kaydetmeye başlamıştır. Bu dönemde birçok İslam şehrinde büyük kütüphaneler kurulmuştur. Bunlar aynı zamanda da araştırma merkezleriydi.
Antik çağ’a ait birçok kitabın çevirileri yapılmıştır bu kütüphanelerde. Antik Çağ’da Thales’le başlayarak gelişen doğa felsefesinin İskenderiye kütüphanesinin yakılmasıyla kesintiye uğramasından sonra İslam uygarlığının tekrar doğuşu Ebu Bekir e’r Razi sayesinde gerçekleşmiştir. Râzi dışında Aristo (Aristoteles) ve idealizm felsefesinin takipçisi olan Farabi’yi, idealizm ve doğa felsefesini birleştirmeye çalışan İbn-i Sina’yı da önemli isimlerden sayabiliriz. Razi İslam içindeki önemli akımlarla çatışmaya girdiğinden dolayı olsa gerek ki İslam uygarlığı içinde Thales benzeri bir gelenek kuramamıştır. Sonraları Moğol istilası ve Haçlı seferleri’nin beraberlerinde getirdiği sonuçlar itibariyle bu gelişim süreci durgunluğa uğramış oldu. Bilhassa Moğol istilası bu gelişim sürecine büyük bir darbe mahiyetindeydi. Bir tek Sivas kütüphanesinin yakılmasında 250.000 kitap yok edilmiştir.
Razi’ye atfedilen din ile ilgili birçok çelişkili söylem bulunmaktadır. Birûni’nin kaleme aldığı Razi’nin Bibliografisi (Risâletün fî Fihristi’l Kutube’r-Râzî) isimli kitaba göre; Razi iki adet “kâfir kitabı” yazmıştır: “Fî Hiyelü’l- Mütenebbîyin” (Sahte Peygamberlerin Hileleri Üzerine) ve “Fi’l-Nübüvvet” (Pegamberlerin Kehanetleri Üzerine). Bu kitapların ilki için, “onun dinlere karşı olduğu”, ikincisi için de “peygamberlerin gerekliliğine saldırdığı” iddia ediliyordu.
Birûni, Risale isimli eserinde Razi’nin dini görüşlerini eleştirir, onun fikirlerine ihtiyatla yaklaştığını söyler, hatta Razi’nin Mani dininden esinlendiğini bile iddia eder. Bununla birlikte Biruni Razi’nin, aralarında “Fî Vucûb-i Da‘vete’l-Nebi ‘Alâ Min İNâkaren bi’l-Nübüvvet” (Kehanetleri İnkar Edenlere Karşı Peygamberin Öğretilerini Yayma Zorunluluğu) ve “Fî İnnâ Li’l-İnsan-i Haliken Mütekeyinen Hekîmen” (Bu Adamın Zeki ve Kusursuz Bir Yaradanı Var) adlı olan din hakkındaki başka kitaplarını da çalışmalarında “dini bilimler” başlığıyı altında listelemiştir. Razi’nin din ile ilgili günümüze kadar ulaşmış olan herhangi bir çalışması bulunmamaktadır.
Razi’ye atfedilen pek çok görüş ve alıntı Razi’nin günümüze ulaşmış eserlerinden değil, aslen Ebû Hâteme’r- Razi tarafından yazılan “Aʿlâme’l-Nübuüvvet” isimli bir kitaptan gelmektedir. Ebu Hatem, bir İsmaili misyoneriydi ve Razi’yle münazaralarda bulunurdu; ancak bu misyonerin Razi’nin görüşlerini güvenilir bir şekilde kaydedip etmediği halen tartışılmaktadır. Eski tarihçilerden olan Şehristani, “bu tür suçlamalara genel olarak şüpheyle yaklaşılmalı çünkü suçlamalar Muhammed bin Zekeriya Râzî’ye sert bir şekilde saldıran İsmaililer tarafından yapılmıştır.” diye bir görüş ortaya koymuştur.
Ebu Hatem’e göre Razi dinler hakkında şiddetli eleştirilerde bulunmuştur; özellikle de peygamberlik deneyimi sonucu vahiy inmiş dinlere karşı. Razi, “[Tanrı] birtakım kişileri diğerlerinin üzerine tayin etmemeli, onlara zeval getirecek şekilde aralarında ne rekabet ne de anlaşmazlık çıkmasın diye.” demiştir.
Müşfik, cömert ve çalışkan bir insan olan Râzî, öğrencileri ve hastaları ile ilgilenmediği zamanlarını hep okuyup yazarak geçirmiştir. Muhtemel olarak yoğun çalışmalarının bir sonucu olarak hayatının sonlarına doğru parkinson hastalığına yakalanmış ve gözlerine katarakt inmiştir. Hastalıkları sebebiyle doğduğu yer olan Rey’de 925 yılında vefat etmiştir. (Kaya, 2007: 479)
Bu dönemde müslümanların Budistlerden aldıkları rakamlarla antik dönem eserlerden elde ettikleri geometriyi sentezleyerek İslam uygarlığının en önemli başarısı sayılan analitik geometri ve cebiri geliştirmeleridir. Buna ilaveten İspanya’daki Endülüs uygarlığı aracılığıyla İbni Rüşd ve diğer bilim insanlarının eserlerinin Latinceye çevrilmesi, Bertrand Russell’ın deyimiyle Avrupa uygarlığının doğuşuna vesile olmuştur. Zekeriya Râzî gözlerine inen katarakt dolayısıyla talebelerinin ameliyatla tedavi önerisini, ” Artık çok geç, zaten dünyayı yeterince gördüm!” diyerek kabul etmemiştir.
ESERLERİ
Râzî kendisinin de ifade ettiği üzere kaleme aldığı ikiyüz’den fazla eseri vardır. Ancak bunlardan sadece elli dokuzu günümüze ulaşabilmiştir. Bunlardan birkaçı:
El-Hâvi veya El-Câmi’u’-Kebîr,, (20 cilt), 907. (Latince başta olmak üzere 11 dile çevrilmiştir. Dönemin tıp alanındaki en ayrıntılı ve bilgi içeren ders kitabıdır.)
Kitâbu’l-Mansur, 920.
Kitâb-ı sırr u senâ’âtu’t-tıb.
Kitâbu’t-Tecârib.
Et-Tıbbu’l-Mansûrî.
Ahlaku’t-tabîb. (Mahmut Kaya, “Ünlü Hekim Filozof EbûBekir er-Râzî ve Hekimlik Ahlakı ile ilgili Bir Risâlesi ” başlığı ile Türkçeye çevirip neşretmiştir.
Makâle fî emârâti’-l ikbâl ve’d-devle. (Mahmut Kaya, ” İkbâl ve Devlete Kavuşmanın Belirtileri ” başlığı ile Türkçeye tercüme edip yayınlamıştır. İslam Filozoflarından Felsefe Metinleri adlı kitabında. İstanbul, 2003, s.101-103.)
Makâle fî mâ ba’det’-tabî’a.
Et-Tıbbu’r- rûhânî. (Hüseyin Karaman, “Ruh Sağlığı” adıyla Türkçeye çevirmiştir.İstanbul, 2004.)
Es-Sîretü’l-felsefiyye. Mahmut Kaya ” Filozofça Yaşama ” başlığıyla Türkçeye tercüme etmiştir. Felsefe arşivi, sy. 27, İstanbul, 1991, s.91-201.)
Muhteşem bir sanat eseri olan Râzi heykeli başkent Tahran’da, önceki adı “Gümrük Meydanı” olan,Devrim’den sonra “Râzi Meydanı” olarak adlandırılan meydanda dikilmiştir. Merhum Üstat Ali Kahhari Kirmani tarafından yapılmış olan bu heykel, İran İslam Devrimi’nden sonra İran’da dikilen ilk heykeldir. Bu nedenle bu heykelin tarihi kayıtlar açısından özel bir önem taşıdığını da ayrıca belirtmek gerekir.







