İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda yaptığı konuşma özeti:
İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda yaptığı konuşmada, İran’ın haklılığını açıkça savunarak şunları ifade etti:
“Dün Amerika Birleşik Devletleri Başkanı, İran’ın terörist olduğunu açıkladı. Oysa biz terörizmin mağduruyuz. Ben, liderimizin hiçbir hukuki gerekçe ve delil olmaksızın suikasta uğratıldığı İran’dan geliyorum. Ben, bir okulun bombalandığı İran’dan geliyorum. Minab’ın çocuklarına bakın; bombalanan ve hayatını kaybeden çocuklara… İsrail ve Amerika, kendi silahlarıyla çocuklarımızı şehit etti. Çocuklarımız hiçbir suç işlememişti.
Lamerd, İran’da küçük bir şehirdir. Çocuklarımız bir spor salonunda spor yapıyorlardı. Amerika, binlerce parçaya ayrılan misket bombalarıyla bu spor salonunu bombaladı. Bilim insanlarımızı, halkımızı, kadınlarımızı ve çocuklarımızı şehit ettiler. Teröristler ve terörizmi destekleyenler bize terörist yaftası yapıştırıyor. Biz yalnızca kendimizi savunduk; terörist değiliz.”
İran Cumhurbaşkanı, ülkesine yönelik gerçekleştirilen haksız saldırılara dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Amerika ve İsrail, ülkemize en gelişmiş silah ve teçhizatlarla saldırdı. Ancak halkımız büyük bir kararlılıkla ülkesini savundu. Bize saldırdılar, fakat biz onların karşısında başımızı eğmedik. Saldırılarına karşılık verdik; ancak biz sivilleri hedef almadık.
Okullarımızı, hastanelerimizi, bilimsel merkezlerimizi, köprülerimizi ve altyapımızı hedef aldılar. Bu saldırılar uluslararası hukuka aykırıydı.”
Pezeşkiyan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şimdi başkalarının vehimleri üzerine kumar oynamak yerine, kendi akılcılığımızı sınamanın zamanıdır. İran hiçbir zaman savaş başlatan taraf olmamıştır ve her zaman müzakere masasına bağlılığını göstermiştir. Savaş bize dayatıldı. Ancak biz, kendimizi savunmak için savaştan korkmadığımızı; barış için ise müzakereden kaçmadığımızı kanıtladık. Aziz İran’ı savunmak için canımız pahasına mücadele etmeye hazırız.
Bu toplantının konusu güvenin yeniden inşa edilmesidir. Güven, yalnızca sözlerle inşa edilemez; bunun için çifte standartlardan kaçınmak gerekir. Bu bölgedeki nükleer bomba ve diğer kitle imha silahları İsrail rejiminin elindedir; buna rağmen denetimler İran’dan talep edilmektedir!
İsrail Gazze’de 70 bin kişiyi katletti, ancak İran müzakere masasında bombalandı! İsrail nükleer silahlara sahip, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na (NPT) taraf değil ve tüm bu süre boyunca işgal altındaki topraklarına tek bir denetçinin bile girmesine izin vermedi. Buna rağmen milyarlarca dolarlık ücretsiz silah yardımı almakta ve istediği başkenti bombalama konusunda dokunulmazlığa sahip olmaktadır.”
“Tekrar ediyorum: Nükleer bomba İsrail’de, ancak denetçiler İran’da! İsrail öldürüyor, fakat İran yaptırımlara maruz kalıyor! Buradaki trajedi şudur: Bunu herhangi birine anlatsanız, insanın gülesi gelir. Yaptırımlar yoksulları ve masum insanları hedef almakta; halkları, kötü niyetlerinin kurbanı hâline getirmektedir.
Eğer adalet arayışındaysak, dost da rakip de aynı ölçütlerle değerlendirilmelidir ve insan hakları jeopolitik rekabetin bir aracı hâline getirilmemelidir. İran özel bir ayrıcalık istemiyor; eşit haklar istiyor ve bunun getirdiği sorumluluğu da kabul ediyor.
İran, uzun tarihi boyunca bir gerçeği açıkça öğrenmiştir: Dünyada güç sahibi olmamak tehlikelidir; ancak yalnızca güç dilini anlayan bir dünya da kalıcı güvenliği sağlayamaz. Milletler arasındaki güven ortadan kalkarsa, en güçlü ordular bile kalıcı güvenlik tesis edemez.
Eğer uluslararası hukuk yalnızca güçlülerin çıkarlarıyla örtüştüğü zaman uygulanırsa, daha fazla ülke kendi güvenliklerini sağlamak için yalnızca kendi güçlerine dayanmak gerektiği sonucuna varacaktır. Bu ise hepimiz için daha tehlikeli bir dünyanın başlangıcı olacaktır.
- yüzyılın yeniden zorbalık ve güç siyasetine dayalı bir döneme dönüşmesine izin vermemeliyiz. Askerî gücün meşruiyetin, yaptırımların diplomasinin, suikastların siyasetin ve savaşın diyaloğun yerini aldığı bir dünya inşa etmemeliyiz.
İran kendi gücünü koruyacaktır. Biz dünyayı yeni bir savaşa değil, barışa ve adalete çağırıyoruz; bunu zayıflıktan değil, kendi gücümüze olan güvenimizden ve şu gerçeğin farkında olmamızdan dolayı yapıyoruz: Bu bölgede hiç kimse tek başına güvenliğini sağlayamaz. Ya güvenliği birlikte inşa edeceğiz ya da güvensizliğin sonuçlarına birlikte katlanacağız.
Biz; güvenliğin, adaletin ve insan onurunun tüm milletler için vazgeçilmez ve ortak haklar olduğu bir gelecek inşa etmeyi düşünüyoruz. Hiçbir milletin kenara itilmediği, hiçbir sesin güç ve iktidarın gürültüsü içinde kaybolmadığı ve hiçbir gücün başkalarının geleceğini onların yerine belirleme hakkına sahip olmadığı bir gelecek…
Uluslararası düzen adını hak edecekse, milletler arasında eşitlik, adalet, hakkaniyet ve insanlığın ortak iradesi üzerine kurulmalıdır. Çünkü herkes için olmayan barış, barış değildir; herkesi kapsamayan adalet de adalet değildir.”







